Özgürlük Pedagojisi

Sayı:1 / Özgürlük ve Teslimiyet - Dosya

Kadir Canatan

Olumsuz insan görüşü, otoriter yönetim anlayışı ve korkutmaya dayalı yetiştirme tutumları ne kadar özgürlükçü olabilirler? Elbette bu tür anlayış ve tutumlarla özgürlükçü bir eğitim kurgulanamaz ve böyle eğitimde çocukların bağımsızlaşma yönünde bir gelişim göstermeleri beklenemez.
Insanın yeryüzü serüveni, özgürlükle başlamıştır. Ilk insan, “Cennet hayatı”nda, doğayla tam bir uyum ve konfor içinde yaşarken, Tanrı’nın buyruğuna başkaldırmış ve “Dünya hayatı”na sürgüne gönderilmiştir. Ilahi metinlerde anlatılan bu öykü, sadece ilk insan çiftinin yaşadığı biricik tarihsel bir öykü değildir. Bu tecrübeyi her insan, her çocuk hayata doğarken bir kez yaşamaktadır. Başka bir deyişle, “Cennnet”ten “Dünya”ya geçiş, evrensel bir deneyimdir. Insanoğlunun cenneti, annesinin rahmidir. Insanın evrimi, onun ilk yuvasından kopması gerçeği üzerine kurulmuştur. Bu kopuştan sonra, insanın tutabileceği tek yol vardır: Doğal yuvadan bütünüyle ayrılmak ve yepyeni bir yuva kurmaktır. Çünkü doğal yuvasına dönmek olası değildir; hem dünyayı insancıllaştırarak hem de kendisini insan kılarak yeni bir yuva yaratacaktır. 
 
Her eğitim sistemi, insanın doğasıyla ve onun dünyadaki serüveniyle ilgili antropolojik bir görüşe dayanır. Insanın çözmek zorunda olduğu sorun, doğuş sorunudur. Fiziksel doğum, rahim-içi yaşamdan rahim-dışı yaşama geçmekten ibarettir, ancak sosyo-kültürel doğum, yani insanın insanlaşma süreci daha kapsamlı bir süreçtir ve uzun yılları kapsayan bir eğitimi gerektirir. Ruhbilimcilere göre insan, birbirleriyle çakışan şu iki eğilimden hiçbir zaman kendini kurtaramaz: Bunlardan biri, bağımlılıktan özgürlüğe geçiştir, diğeri de rahme, doğaya, kesinliğe ve güvenliğe dönme isteğidir. Erich Fromm’a göre birinci eğilim, insan türünün tarihinde baskın olan eğilimdir.1 Her ne kadar birinci eğilim baskın olsa da, bu söz konusu özgürleşme ve bağımsızlaşma sürecinin sorunsuz bir şekilde yürüdüğü ya da yürüyeceği anlamına gelmemektedir. Çünkü insan, aynı zamanda hazıra alışık, tembel ve cennetteki (siz bunu ana rahmi olarak da okuyabilirsiniz) konumuna dönmeyi her zaman isteyen bir varlıktır. 
 
O zaman eğitim felsefesinde temel soru şudur: Eğitim ya da pedagoji, özgürleştirici bir eylem midir? Yoksa insanı, kontrol altına alan ve tutsak kılan bir faaliyet midir? 
 
Bu kritik soru, insan doğasının kötücül mü, yoksa iyicil mi olduğu sorusuyla da yakından alakalıdır. Eğer insan, kötücül ve günahkâr bir varlıksa, onun mutlaka kontrol altına alınması gerekir. Eğitim, bu durumda insanı özgürlükten alıkoyma ve bağımlı bir varlık yapma sanatıdır. Türkçedeki “eğitim” sözcüğünün, “eğmek”ten geldiği dikkate alınırsa, eğitim insanı yaş iken belirli bir kalıba dökme işlemidir. Eğmek, onu fıtratına uygun yetiştirmek ve potansiyel oluşumunu geliştirmek değil de, onu yamuk-yumuk bir varlığa çevirmektir. Bu kavram, elitist bir eğitim anlayışıyla tamı tamına çakışmaktadır. Bu tarz eğitimde, insanı, “adam etmek” esastır. 
 
Insan doğasının iyilik üzere olduğunu söyleyen görüşler ve düşünceler, insanın potansiyellerini geliştirmeye yönelik bir pedagoji için daha uygun bir zemin yaratırlar. Fakat burada da temel sorun, insanın ne kadar özgür bırakılacağıdır? Insanın kendi haline bırakılması, onun ihmal edilmesi anlamına gelebileceği gibi, onun sosyalleşmesi için hiçbir kuralın koyulamayacağı anlamına da gelir. Sözgelimi Freud ve Jean-Jacques Rousseau gibi düşünürler uygarlığın insan üzerinde olumsuz etkiler yaptığı ve doğaya dönülmesi gerektiği çağrısında bulunurlar. Onlar ve onların izinden gidenlere göre, toplum ve uygarlık insanı yozlaştırmaktadır. Özü gereği iyi olan insanı, onun fıtratına aykırı bir kalıba koymakta ve insanın akıl ve ruh sağlığını bozmaktadır. 
 
Insan doğası hakkındaki görüşler kadar, bununla sıkı sıkıya bağlantılı olan aile ve okulun yetiştirme tutumları da eğitim pratiğinde önemli bir rol oynamaktadır. Teorik olarak pedagojide dört tip yetiştirme tutumundan bahsedilmektedir.2 Otoriter yetiştirme ve eğitim stilinde yetiştirici (ebeveyn ya da öğretmen) ile çocuk arasında güç ve mesafe farkı çok fazladır. Bu ilişki temelinde yetiştirici kendi görüşünü çocuğa dikte eder. Çok şey talep eder ve çocuğa çeşitli kısıtlamalar koyar. Çocukların kendi talimatlarını olduğu gibi izlemesini beklerler. Çocuktan bekledikleri en önemli şey, başarıdır. Çocuklar kuralları çiğnediklerinde cezalandırılır. Çocuğun ilgi ve imkânları çok az hesaba katılır. 
 
Insan doğası hakkındaki görüşler kadar, bununla sıkı sıkıya bağlantılı olan aile ve okulun yetiştirme tutumları da eğitim pratiğinde önemli bir rol oynamaktadır. Teorik olarak pedagojide dört tip yetiştirme tutumundan bahsedilmektedir.2 Otoriter yetiştirme ve eğitim stilinde yetiştirici (ebeveyn ya da öğretmen) ile çocuk arasında güç ve mesafe farkı çok fazladır. Bu ilişki temelinde yetiştirici kendi görüşünü çocuğa dikte eder. Çok şey talep eder ve çocuğa çeşitli kısıtlamalar koyar. Çocukların kendi talimatlarını olduğu gibi izlemesini beklerler. Çocuktan bekledikleri en önemli şey, başarıdır. Çocuklar kuralları çiğnediklerinde cezalandırılır. Çocuğun ilgi ve imkânları çok az hesaba katılır. 
 
Otoriter yetiştirme ve eğitim biçiminin tam karşısında liberal yetiştirme tarzı yer alır. Bu tarzda kontrol az olduğu gibi yakınlık da azdır. Ebeveyn ya da eğitimci, çocuğu yaptırımlarla tehdit eder ama bunun arkasını getirmez. Çocuk her zaman haklıdır. Sorunlar hep başkalarında aranır. Çocuk için sınır ve sözleşme yoktur. Ebeveynler, çocukları dinlemezler ve ilgi göstermezler.
 
Otoriter ve liberal yetiştirme tarzlarının dışında koruyucu ve demokratik yetiştirme tutumları vardır. Koruyucu yetiştirme tarzında kontrol çok olduğu gibi yakınlık da fazladır. Yetiştiriciler, açık kurallar koyarlar. Karşıt bir düşünce olduğunda yakınlık göstermezler. Talimatlara uydukları sürece çok fazla sevgi ve yakınlık gösterirler. 
 
Demokratik yetiştirme tarzında, çok az kontrol ve çok fazla yakınlık vardır. Yetiştiriciler beklentilerini açıkça ortaya koyarlar ve çocuğun bunlara uygun davranmasını isterler. Çocukları dinleyip düşüncelerine saygı gösterirler. Bazı değerler sıkça vurgulanır: Güvenmek, kibarlık, hoşgörü, iyimserlik, arkadaşlık, cesaretlendirme, övgü, itibar ve işbirliği.
 
Özgürlük kriteri açısından bu yetiştirme ve eğitim modellerini incelediğimizde otoriter ve koruyucu yetiştirme stillerinde özgürlüklerin engellendiğini görürüz. Çocuk, tümüyle anne-baba ya da eğitimcinin kontrolü altındadır. Ancak bu ikisini birbirinden ayırt eden bir nokta vardır: Otoriter modelde mesafe fazla iken, koruyucu modelde mesafe azdır. Ama her ne olursa olsun, otoriter ve koruyucu eğitim uygulamalarında çocuk için bir özgür alan bırakılmaz ve çocuğunun kendini özgürce geliştirmesine müsaade edilmez. Bu sebeple de, bu uygulamalarda çocuk, anne-babaya ve eğitimcilere bağımlıdır. Bağımsızlığını kazanması uzun yılları alır ve özgüven duygusu gelişmez. 
 
Bu iki modelin zıddına liberal eğitim tarzı, çocuğu sonuna kadar özgür bırakır. Çocuklar sınırların nerede başlayıp nerede bittiğini bilmezler. Bu nedenle çok zaman “sınırlar” konusunda toplumla anlaşmazlık ve çatışmalar içine düşerler. Çocuklar için önlerinde bir rol model yoktur ve çocuklar rol modellerini arkadaşları arasından seçerler. Bunlar doğal olarak her zaman pozitif rol modelleri olmaz. Bu tarz bir eğitimden geçmiş ço
 
‘‘Olumsuz insan görüşünün yerine olumlu bir insan görüşünü, otoriter yönetim ve yetiştirme tutumlarının yerine ise demokratik ve katılımcı bir yönetim ve yetiştirme tutumunu koymamız gerekmektedir.’’
 
cuklarda güvenlik arayışı çok fazladır ve sıkça sorunlu davranışlar yaşarlar. Buradan çıkaracağımız sonuç şudur: Çok özgürlük, sağlıklı değildir! 
 
Demokratik modelde az kontrol, çok yakınlıkla dengelenir. Beklentiler ve değerler sık sık hatırlatılır, ama çocuklar dinlenir ve düşüncelerine saygı gösterilir. Özgürlük ve kuralcılık birleştirilmiştir. Çocuk, yaratıcı ve girişimci olmak için destek bulur ve dolayısıyla kendini geliştirme fırsatına sahiptir. 
 
Aslına bakılırsa, demokratik model, önceki modellerin uygulanması ve sonuçlarının görülmesinden sonra ulaşılmış bir yetiştirme biçimidir. Her toplumda aynı anda farklı modellerin olduğunu söyleyebiliriz, ama baskın olan model, Montesqieu’nün çok yerinde belirttiği üzere ülkedeki rejimle (yani makro düzeyde dikte edilen sistemle) çok yakından alakalıdır. Montesqieu, “Kanunların Ruhu” adlı ünlü kitabında bir toplumdaki yasaların diğer kurumlardan, eğitimden, iklimden ve siyasetten bağımsız olamayacağını söylemektedir. Eğitim yasaları, ona göre, hayatta ilk uyduğumuz kanunlardır. Hükümet şekline göre de eğitim kanunları değişir.3
 
1. Istibdat yönetimlerinde eğitim kişinin ruhunu alçaltmaya (itaat); 
2. Saltanat yönetimlerinde eğitim kişinin ruhunu yükseltmeye (onur); 
3. Cumhuriyet yönetimlerinde ise, eğitim kişiyi erdemli kılmaya (fazilet) yöneliktir.
 
Bu görüşleri, yukarıdaki tutumlarla bağdaştırmaya çalışırsak, anti-demokratik ve liberal rejimlerde otoriter ve koruyucu yetiştirme biçimlerine rağbet edilirken, demokratik ve liberal rejimlerde ise, demokratik ve liberal yetiştirme biçimlerine rastlanır. Demek ki bir ülkenin rejimi otoriter ise, orada liberal veya demokratik bir eğitim sistemi kurgulanamaz. 
 
Montesqieu, toplumu esas alan sosyolojist bir yaklaşıma sahip olduğundan iyi yönetim ve iyi kanun konusunda, toplumun yapısına ve menfaatine uygunluk kriterini aramıştır. Bu yaklaşımın bir diğer sonucu da, evrensel anlamda bir iyi yönetim ve iyi kanun olmadığı için bir milletin başka bir milletten yönetim biçimi ve kanun iktibas etmesi doğru değildir. Iktibas, ödünç alma ya da taklit, “kanunların ruhu”na aykırıdır. Çünkü kanunların ruhu, bir bileşkedir. Başka ülkelerden kanun veya nizam iktibas etmek, toplumsal bileşkenin bütünlüğünü bozmak demektir. 
 
Buraya kadar eğitim ile insan doğası arasındaki ilişki, yetiştirme tutumları ile yönetim şekilleri arasındaki bağları vurguladık. Eğitim, temelde insan doğası hakkındaki görüşlere dayanır ama bir toplumdaki yetiştirme tutumları ile ülkenin rejiminden de bağımsız değildir.
 
Şimdi eğitim sistemimizin ne kadar özgürlükçü olup olmadığını anlamak için bu göstergelere kısaca değinelim. 
1) Insan görüşümüz; 
2) Yönetim anlayışımız; 
3) Yetiştirme tutumlarımız.  
 
Türkiye’de toplum ve sistem olarak insan görüşümüzün pozitif olduğunu söylemek zordur. Atasözlerimiz insan hakkında olumlu şeyler söylemez. Hobbes’un “Insan insanın kurdudur” sözüne karşılık Türk atasözünde “Insan insanın şeytanıdır” denilir. Yine “Insan yedisinde ne ise yetmişinde de odur” sözü, insanın değişmeyen özelliklerine atıf yapar ve insanı eğilmez-bükülmez bir varlık olarak tanıtır. “Insanoğlu çiğ süt emmiş” sözü, insanlardan tam bir doğruluk beklenmeyeceğini ima eder. 
 
Yönetim anlayışımız, insan anlayışımızla tutarlıdır. Elitist yönetim, halka güvenmez ve halkı medenileştirme misyonuna sahiptir. Medenilik, Batılılaşmayla; Batılılaşma medeniyetle özdeş kılınmıştır. Tek parti ve tek adam zihniyeti otoriter bir zihniyettir ve eğitimi de buna göre dizayn etmiştir. 
 
Olumsuz bir insan görüşü ve otoriter bir yönetim anlayışı, geleneksel yetiştirme tutumlarıyla uyumludur. Geleneksel toplumda çocuklar korkutularak, sindirilerek, gerektikçe dövülerek büyütülmekte; merakları, özgür davranışları engellenmekteydi. Büyük yaramazlıklarda babayla korkutulur; babalar ise çocuklarla yüz göz olmazlar, sevgilerini göstermekten kaçınırlardı.4 Atasözlerimizde ifade edildiği üzere “Dayak cennetten çıkmıştır” ya da “Kızını dövmeyen dizini döver.” 
 
Olumsuz insan görüşü, otoriter yönetim anlayışı ve korkutmaya dayalı yetiştirme tutumları ne kadar özgürlükçü olabilirler? Elbette bu tür anlayış ve tutumlarla özgürlükçü bir eğitim kurgulanamaz ve böyle eğitimde çocukların bağımsızlaşma yönünde bir gelişim göstermeleri beklenemez. 
 
Özgürlükçü bir eğitimi kurgulamak için yapmamız gereken şeyler oldukça basittir. Olumsuz insan görüşünün yerine olumlu bir insan görüşünü, otoriter yönetim ve yetiştirme tutumlarının yerine ise demokratik ve katılımcı bir yönetim ve yetiştirme tutumunu koymamız gerekmektedir. 
 
Özgürlükçü pedagoji, insana güveni esas alan bir yaklaşımdır. Insanın ereğini bağımsızlaşma olarak görür. Az kontrolü, çok yakınlıkla dengelemeye çalışır. Kurallar koyar ama gerekçelerini izah eder. Hayatta en önemli şeyin sadece başarı değil, güven, kibarlık, hoşgörü, iyimserlik, arkadaşlık, cesaret, övgü, itibar, işbirliği ve uyum olduğunu hatırlatır. Özgürlükçü eğitim, temelde bir değerler eğitimidir. Bu yaklaşımda öğretmen, eğitici ya da yetiştirici süreç içinde kendini geri çeken ve çocuğa alan açan bir rehberdir. Rehber, sadece konuşmaz ve kılavuzluk etmez, aynı zamanda iyi bir dinleyici ve iyi bir rol modeldir. Çocukta dış kontrolü değil, iç kontrolü (vicdanı) geliştirir ve onu zamanı geldiğinde, tıpkı yuvadan uçan bir kuş gibi serbest ve özgür bırakır.

İLİMYURDU Yayıncılık ve Eğitim Hiz. Ltd. Şti.
Adres : Molla Gurani Mah. Akkoyunlu Sk.
            No: 36 Fındıkzade Fatih / İstanbul
Tel      : 0212 533 05 35
Faks   : 0212 631 53 69
Mail    : info@yetkindusunce.com
Tüm Hakları İlim Yurdu Yayıncılık’a aittir. Kaynak belirtilmeden hiçbir içerik kopyalanamaz. | Tasarım & Yazılım: Dizayn Sanat