İnsan Özgürlüğünün Önündeki Üç Muhtemel Engel: Baba, Toplum ve Tanrı Tasavvurları

Sayı:1 / Özgürlük ve Teslimiyet - Dosya

İlhami Güler

İnsan özgürlüğünün önündeki üçüncü muhtemel engel “Tanrı” tasavvurudur. Insanlar, Tanrı imgesini ya korku, çıkar ve umuttan dolayı yaratırlar veya sorumluluk, cesaret ve düşünme sonucu keşfederler.
Özgürlük, insan tekinin doğasında bulunan virtüel-potansiyel olumlu (yaratıcı-vicdani) kabiliyetlerin yaşarken bütünüyle ortaya çıkmasıdır. Insan yavrusu, ailede peydahlandığı için, ebeveynin kontrolünde, korumasında olgunlaşır, erginleşir. Ebeveyn, ya çocuğun insan olma kabiliyetlerinin aktuelleşmesine yardımcı olur; ya da onları kötürümleştirir, boğar, kurutur. Özellikle Ata-erkil/erkek-egemen toplumlarda baba, mutlak otorite olarak çocuklarını kendi kafasına göre şekillendirir; onların çiçeklenmesine, özlerinin gürleşmesine, gümrahlaşmasına engel olur. Çocuk, eğer babasına karşı isyan etme cüretini gösterebilirse veya baba erken ölüp çocuk yetim kalırsa, çocuk özgürleşebilir. Baba, çocuğun üzerinde fiziki şiddet uygulayabilen bir şiddet/güç merkezi olarak, çocuğun üzerinde daimî bir tehdittir. Baba, aynı zamanda toplumun kendinde kristalleştiği/dolayımlandığı bir figürdür. Anne, genel olarak şefkat ve merhametin kaynağı olarak, çocuğun üzerinde böyle bir tehdit oluşturmaz. Çok nadir de olsa, bunun tersi de olabilir. Tehdit olarak baba, eğer şiddet kullanmadan çocuğun önünde iyi bir rol-modelliği yaparsa, çocuğun özgüven ve cesaretini besleyerek erken olgunlaşmasını sağlayabilir. Tersinden, “höt-zöt” bir tutum, çocuğun insan olma kabiliyetlerine ket vurur. Bu bağlamda gerek ailede gerekse okulda “eğitim” son derece önemlidir. Eğitim, çocuğun ebeveynin-toplumun iradesi-ideolojisi doğrultusunda “eğilmesi” değil; onun insan olma virtüel-potansiyel kabiliyetlerini aktüelleştirme kabiliyetinin verilmesi ve buna yardımcı olunmasıdır. Özetle baba, çocuğun önünde onun özgürlüğünün engeli olabileceği gibi, gelişmesine de katkı verebilir.
 
‘‘Tanrı, insana özgürlük verdiği alanlarda kendi özgürlüğünü geri çekerek, -riske girerek- insana özgürlük verip onu “denemektedir”. Tanrı, insanlık projesi ile çok ciddi (bi’lHakk) bir iş yapmaktadır; başı-sonu önceden belirlenmiş, kapalı/mekanik bir (haşa) oyun oynamamaktadır.’’
 
Insanın özgürlüğünün önündeki ikinci muhtemel engel, ebeveynin ait olduğu toplumdur. Lacan’ın söylediği gibi, “O” olarak veya Heidegger’in vurguladığı gibi “Onlar”olarak toplum, babanın otoritesinin yansıması olarak, bireyin özgürlüğünü ortadan kaldırabilecek ikinci potansiyel bir tehdittir. Birey, onlara sığınarak günlük hayatta kendini kaybeder. Toplumsal hayat, insan olmanın en temel antropolojik eşiğidir; kaçınılmazdır. Toplumda oluşan kültür, gelenek (örf-adet) ve din-ahlak, yeni kuşaklara zorunlu olarak aktarılır. Ancak toplum, katı muhafazakâr bir tutum benimsediği takdirde, yeni kuşakların özgürlüğünü ortadan kaldırır. Süper-ego olarak bireylerin üzerinde kurduğu tahakküm ile bireysel yaratıcılığı ve vicdanı dumura uğratır. Toplum, bireyin özgürlüğünün hem ortaya çıkmasının potansiyel zemini, hem de onu ortadan kaldıracak potansiyel bir tehdittir. Tehlikenin ortadan kaldırılması için, toplum kendi dışına hava alacağı pencereler açmalı ve başka toplumlar ile interaktif ilişki içinde olmalıdır. Bu tutum, yabancılaşma veya anomi anlamına gelmez.
 
‘‘İkinci durum, Hz. İbrahim’in durumunda olduğu gibi, insan güneş sistemi, ekosistem ve kendi mükemmelliği karşısında içine düştüğü hayretten dolayı, “Bu değirmenin suyu nereden geliyor?” ahlaki sorusunu sorarak, ibret alan ve şükreden bir halet-i ruhiye ile, bir teemmül ile varlığın manidar “verilmişliği” karşısında, onu “Veren-Var-eden”i keşfetmesidir. Bu keşifte mantık, ahlaki duygulanım ve sezgi “Fuad/Kalp” olarak birlikte çalışır. Bu Tanrının insan soyu/cinsi ile ilişkisi “Ezeli Misak/ Ahlaki sözleşme (7/172)” olarak ortaya çıkar.’’
 
Insan özgürlüğünün önündeki üçüncü muhtemel engel “Tanrı” tasavvurudur. Insanlar, Tanrı imgesini ya korku, çıkar ve umuttan dolayı yaratırlar veya sorumluluk, cesaret ve düşünme sonucu keşfederler. Dinler tarihi, genellikle birinci tutumun yoğun olduğunun kanıtıdır. Ölümle yokluğa karışma korkusu, ebedi yaşama umudu, insanları tanrı yaratmaya iter. Feuerbach’ın söylediği gibi insanlar, kendi niteliklerini sonsuza iterek kendi dışlarında baba ve toplum otoritelerinin bir büyüğü olarak Tanrıyı yaratıp sonra da ona sığınır ve ona tapmaya başlarlar. Bu “putperestlik” olarak, insanın kendine yabancılaşmasıdır. 
 
Ikinci durum, Hz. Ibrahim’in durumunda olduğu gibi, insan güneş sistemi, ekosistem ve kendi mükemmelliği karşısında içine düştüğü hayretten dolayı, “Bu değirmenin suyu nereden geliyor?” ahlaki sorusunu sorarak, ibret alan ve şükreden bir halet-i ruhiye ile, bir teemmül ile varlığın manidar “verilmişliği” karşısında, onu “Veren-Var-eden”i keşfetmesidir. Bu keşifte mantık, ahlaki duygulanım ve sezgi “Fuad/Kalp” olarak birlikte çalışır. Bu Tanrının insan soyu/cinsi ile ilişkisi “Ezeli Misak/Ahlaki sözleşme (7/172)” olarak ortaya çıkar. Tanrının insana verdiği sayısız nimetler, ya insan tarafından takdir edilerek “Iman/Şükr” edilir; ya da takdir edilemeyerek “Küfr”edilir. Tanrı ile insan arasındaki ilişki “velayet-dostluk” veya “adavet-düşmanlık” ilişkisi olarak özgürce tecelli-tezahür eder. Tanrı, insana özgürlük verdiği alanlarda kendi özgürlüğünü geri çekerek, -riske girerek- insana özgürlük verip onu “denemektedir”. Tanrı, insanlık projesi ile çok ciddi (bi’l-Hakk) bir iş yapmaktadır; başı-sonu önceden belirlenmiş, kapalı/mekanik bir (haşa) oyun oynamamaktadır.
 
Dinlerdeki teoloji okulları, bu ilişkinin doğasını ya doğru olarak görüp öyle teorileştirmişlerdir; ya da yanlış olarak teorileştirmişlerdir. Islam düşüncesinde Mutezile ve Maturidilik, birinci durumu; Eşarilik ve Tasavvuf ise, ikinci durumu yansıtır. Mutezile, Tanrılığı “Tevhid”, onun insan ile ilişkisini de “Adalet” ilkesi ile açıklamıştır. Maturidilik ise, Tanrılığı Tevhid, onun insan ile ilişkisini de “Hikmet” kavramı ile açıklamıştır. Eş’arilik ise, “Tevhid” ilkesini yanlış yorumlayarak, onun insan ile ilişkisini “Cebr/Kader” ilkesi ile açıklamıştır. Sünnilik, çoğunlukla bu yorumu benimsemiştir: La faile, illellah; la halikeillellah: Allahtan başka fail ve halik yoktur.” “El hayru, fimavakaa= Her olanda bir hayır vardır.” Insanın vicdanını “heva” ve “toplumsal-tarihsel” baskılardan özgürleştirmek için çaba sarfeden Kur’an;Sünniliktarafından onun “Kelam-ı Kadim” olarak mutlaklaştırılması ile vicdanı-aklı dumura uğratan bir araç haline dönüştürüldüğü gibi; Eş’ariliğin “Kader” teorisi ile de, iradesi felç edilerek kavruk bir hale dönüştürülmüştür. Özü-gür, gümrah, öz-güven sahibi, onurlu ve sorumlu (soru soran) bir insan yetiştirilmek isteniyorsa, Sünni teorinin sökülüp yeniden kurulması gerekmektedir.
İLİMYURDU Yayıncılık ve Eğitim Hiz. Ltd. Şti.
Adres : Molla Gurani Mah. Akkoyunlu Sk.
            No: 36 Fındıkzade Fatih / İstanbul
Tel      : 0212 533 05 35
Faks   : 0212 631 53 69
Mail    : info@yetkindusunce.com
Tüm Hakları İlim Yurdu Yayıncılık’a aittir. Kaynak belirtilmeden hiçbir içerik kopyalanamaz. | Tasarım & Yazılım: Dizayn Sanat