Sünnilik ve Şiilik: Selâhaddin Eyyûbi’den Çıkarılacak Dersler

Sayı:34 / Müslüman Coğrafyada İşgal ve Yeni Sömürgecilik - Dosya

Muhammed Muhtar Şankıti

Sünnilik ve Şiilik: Selâhaddin Eyyûbi’den Çıkarılacak Dersler
 
M. Muhtâr Şankîtî
(Çeviren: Arş. Gör. Nuran Öndeş – FSMVÜ İslami İlimler Fakültesi)
 
Bugün Irak ve bölgesinde cereyan eden mezhep eksenli çatışmalarda tarih, kusurlu ve seçmeci bir yaklaşımla araçsallaştırılmaktadır. Sünni ve Şii kesimden taassuba kapılanlar, tarihi bu kavganın ateşini harlayacak bir yakıt gibi kullanmaktadır. Karşı tarafı mutlak kötülükle yaftalayarak akli ve şerî hiçbir dayanağı bulunmayan kanlı cinayetlerini haklı göstermeye çabalamaktadırlar. Nitekim bazı Şiilerin nazarında Ehl-i Sünnet mensupları Ehl-i Beyt düşmanı, Vehhâbiler ve Nâsıbîler olarak görülmektedir. Bu bakış açısına göre hicri birinci asırda Ehl-i Beyt’in maruz kaldığı katliamların intikamı Ehl-i Sünnet’ten muhakkak surette alınmalıdır.
Sünnilik ve Şiilik: Selâhaddin Eyyûbi’den Çıkarılacak Dersler
 
M. Muhtâr Şankîtî
(Çeviren: Arş. Gör. Nuran Öndeş – FSMVÜ İslami İlimler Fakültesi)
 
Bugün Irak ve bölgesinde cereyan eden mezhep eksenli çatışmalarda tarih, kusurlu ve seçmeci bir yaklaşımla araçsallaştırılmaktadır. Sünni ve Şii kesimden taassuba kapılanlar, tarihi bu kavganın ateşini harlayacak bir yakıt gibi kullanmaktadır. Karşı tarafı mutlak kötülükle yaftalayarak akli ve şerî hiçbir dayanağı bulunmayan kanlı cinayetlerini haklı göstermeye çabalamaktadırlar. Nitekim bazı Şiilerin nazarında Ehl-i Sünnet mensupları Ehl-i Beyt düşmanı, Vehhâbiler ve Nâsıbîler olarak görülmektedir. Bu bakış açısına göre hicri birinci asırda Ehl-i Beyt’in maruz kaldığı katliamların intikamı Ehl-i Sünnet’ten muhakkak surette alınmalıdır.
Bazı Ehl-i Sünnet mensuplarının nazarında ise Şiiler İslam’ı izhar edip küfrü gizleyen Bâtınî Râfızîler olarak değerlendirilmektedir. Onlar ümmetin bağrına saplanmış bir hançer ve düşmanlara içeriden hizmet eden beşinci kol olarak görülmektedir.
Kışkırtma ve kör nefrete boğulmuş bu atmosferde her iki taraf da İslam tarihinin salt bir Sünni-Şii çatışmasından ibaret olmadığını unutmuştur. Aralarındaki fikrî ve fıkhî ihtilafların derinliğine rağmen tehlike baş gösterdiğinde ve ümmet düşmanlarının tecavüzlerine maruz kaldığında her iki tarafın defalarca aynı safta kenetlendiği gerçeği hafızalardan büsbütün silinmiştir.
Bir Müslümanın itikâdî meselelerin anlaşılmasında yahut şerî hükümlerin tatbikinde kendisine muhalif düşen Müslüman kardeşiyle münasebetindeki hikmet ve rahmet tezahürleri de bu taassup ehlinin zihinlerinden kaybolup gitmiştir. Bu makalede her iki kesime İslam’ın maşerî vicdanında müstesna bir makam işgal eden büyük kumandan Selahaddin Eyyûbî’den tarihi bir örnekliği hatırlatacağız.
Bahsi geçen kumandan, günümüzde olduğu gibi; ümmetin harim-i ismetinin çiğnendiği, düşmanların dört bir koldan saldırdığı ve vahdetin parçalandığı bir dönemde yaşamıştır. O, bir yanda şecaat ve kararlılık; öte yanda hikmet ve merhamet unsurlarını eşsiz bir terkiple mezcederek Kudüs’ü Haçlıların elinden kurtarmaya ve Mısır’ı onların şerrinden muhafaza etmeye muvaffak olmuştur. Birleştirici önderlerin ve hakka yardım edenlerin azaldığı, tefrika çıkaranların ve ümmeti hüsrana sürükleyenlerin hâkim olduğu bir çağda ümmetin vahdetini yeniden tesis etmiştir. O bütün bunları, öncelikler fıkhını çok iyi anlamış olması ve tâlî çatışmalar ile derin kelâmî tartışmalarda enerjiyi tüketmeye meydan vermeyen  olağanüstü şartlara dair derin şuuru sayesinde başarmıştır.
Burada kastedilen tarihi örnek, Selahaddin Eyyûbî’nin Mısır’daki Alevî-Fâtımî Devleti idarecileriyle münasebetidir. Bu idareciler Bağdat’taki umumi hilafeti tanımayarak kendilerini halife ilan etmiş, itikâdî ve fıkhî anlayışları bakımından İslam tarihinde muteber hiçbir fırkanın yeltenmediği ölçüde ümmetin cumhûrundan sapmışlardır. Mısır’daki Ehl-i Sünnet mensuplarına Sahih-i Buhârî okumanın dahî suç sayılacağı raddeye varan tahakkümlerde bulunmuşlardır.
Bütün bunlara rağmen Selahaddin Eyyûbî’nin haktan sapan bu devletle kurduğu ilişki mezhep taassubundan âzâde bir mantıkla şekillenmiştir. Bu münasebet, kuzeyden gelen Haçlı tehlikesi ile doğudan bastıran Moğol istilası cenderesinde sıkışan ümmetin içinde bulunduğu olağanüstü şartları derinlemesine idrak eden bir yaklaşıma dayanmaktadır.
Hikmet, Merhamet ve Vefâ Metodu
Burada ilk dikkati çeken husus, Mısır’daki Şii-Fâtımî halifesinin Şam’ın Sünnî hâkimi Nûreddîn Zengî’den yardım talep etmesidir. Bu hâdise Selahaddin’in Mısır’a gelmesine, Fâtımî devletinde vezirlik makamını üstlenmesine ve taraflar arasındaki mezhebî ihtilafları hiçbir surette gözetmeksizin yıllarca Fâtımî sancağı altında Haçlılara karşı savaşmasına kapı aralamıştır.
Güç dengesi kendi lehine değişip mutlak bir askerî kumandan vasfı kazandığında ve nihayet Fâtımî halifesi el-Âdıd’ın vefatının akabinde Mısır ile Şam’ın melîki makamına eriştiğinde Selahaddin’in, Fâtımî idarecilerine karşı benimsediği hikmet, merhamet ve vefa yüklü muamele biçimi bilhassa dikkatte şayandır.
Selahaddin Eyyûbî'’in hususi kâtibi ve hayatını kaleme alan müellif İbn Şeddâd en-Nevâdirü’s-sultâniyye ve’l-mehâsinü’l-yûsufiyye adlı eserinde (s. 280-281) ve Ebû Şâme Kitâbü’r-ravzateyn fî ahbâri’d-devleteyn isimli kitabında (s. 362-363) mühim bazı hususları nakletmektedir. Bu aktarımlar Selahaddin’in hikmetini, ferasetini ve dinin aslı ortadan kalkmadıkça zeval bulmayacak olan İslam kardeşliği tasavvurunu bariz bir biçimde yansıtmaktadır.
İbn Şeddâd’ın rivayetine göre Nureddin Zengî, Şam'dan Selahaddin’e bir ferman göndererek minberlerde Abbâsî halifeleri adına hutbe okutmasını emretmiştir. Abbâsîlere biat etmenin ve Fâtımî rakipleri bertaraf etmenin sembolik bir göstergesi olan bu talep karşısında Selahaddin, muhtemel bir fitne ihtimalinden endişe ederek meseleyi yeniden müzakere etmek üzere ona cevap yazmıştır. Ebû Şâme konuyu şu ifadelerle daha da tavzih etmektedir: “Selahaddin, Mısır ahalisinin Alevîlere duyduğu meyil ve muhabbet sebebiyle ayaklanmasından ve bu emre itaat etmekten imtina etmesinden korktuğunu dile getirerek mazeret beyan etmiştir.” Selahaddin ümmetin vahdetini telaşa kapılmadan, zaman içinde teşekkül etmiş içtimai ve kültürel vâkıaları göz ardı etmeden, rıfk ve mülâyemetle tesis etmeye ihtimam göstermiştir. Nûreddîn’in emrini îfâ etmesi hususundaki ısrarı üzerine Selâhaddîn, Fâtımî halifesi el-Âdıd’ın hastalanmasını beklemiştir. Halife, hastalığı sebebiyle yatağa düşüp cemaatle namaza iştirakten ve âmme hizmetlerini deruhte etmekten aciz kalınca Selâhaddîn, mezkûr emri tatbik mevkiine koymuştur. Şayet bu kararı Fâtımî halifesinin sıhhat ve kuvveti yerindeyken icra etmeye kalkışsaydı Mısır’daki Müslümanlar arasında vuku bulacak dâhili bir çatışmanın fitilini ateşlemiş olacaktı.
Kısa bir müddet sonra el-Âdıd vefat edince Selahaddin, hutbeyi değiştirmekte acele ettiğine ve meseleyi daha fazla teenni ile karşılamadığına pişmanlık duymuştur. Ebû Şâme bu hususu şu sözlerle aktarmaktadır: “Selahaddin’in pişmanlığına dair ulaştığım bilgiye göre o, halife henüz hastayken hutbeyi durdurmakta acele ettiğini bizzat ikrar etmiştir. Hatta halifenin bu hastalıktan vefat edeceğini bilseydim, son nefesini verene dek hutbesine son vermezdim demiştir.”
Vefatından evvel el-Âdıd, aralarındaki mezhebî uçuruma rağmen çocuklarını emanet edeceği ve onlara iyi davranılmasını vasiyet edeceği Selahaddin’den daha merhametli ve güvenilir bir şahsiyet bulamamıştır. Ebû Şâme’nin naklettiğine göre el-Âdıd’ın oğlu Ebü’l-Fütûh şöyle anlatmaktadır: “Babam ağırlaştığında Selahaddin’i yanına çağırdı. Bizleri, yani o vakitler henüz küçük birer çocuk olan evlatlarını huzuruna getirtti. Bizi Selahaddin’e vasiyet (emânet) etti. Selahaddin de bizlere hürmet ve ikramda bulunmayı taahhüt etti. Allah ona rahmet eylesin.”
İbn Şeddâd’ın rivayetine göre el-Âdıd’ın bu vasiyeti üzerine Selahaddin, onun ailesini saray dahilinde hususi bir mekâna nakletmiş ve muhafazaları için görevliler tayin etmiştir. Ebû Şâme de Selâhaddîn’in Fâtımî imamının ailesine yönelik hüsnü muamelesini teyit ederek şu satırları kaleme almıştır: “el-Âdıd’ın ailesini müstakil bir mekâna yerleştirdi ve korunmaları için muhafızlar görevlendirdi. Çocuklarını, amcalarını ve onların evlatlarını sarayın eyvanında ikamet ettirdi ve yanlarına nezaretçiler bıraktı.”
Ebû Şâme, Halife el-Âdıd’ın oğlu Ebü'l-Fütûh’tan Selahaddin’in kendilerini Kahire’de “Bircüvan” adıyla maruf mahalledeki büyük ve ferah “Bircüvan Konağı”na yerleştirdiğini ve orada gayet nezih bir hayat sürdüklerini nakletmektedir. Mezhebî ve taassuba dayalı ihtilafları aşıp onların fevkine çıkan vefa ve insaniyet tasavvuru tam da böyle olmalıdır.
Fâtımî halifesi vefat ettiğinde Selahaddin, bugünkü mezhepçi zihniyet erbabının birbirlerine karşı takındığı sevinç naralarının aksine, mezhebî hasmının dünyadan ayrılışı karşısında hiçbir surette şamata veya memnuniyet izhar etmemiştir. Bilakis İbn Şeddâd’ın ifadeleriyle “Sultan taziyeleri kabul etmek üzere oturmuş, hüznünü ve gözyaşlarını açıkça ortaya koymuştur. Merhumun teçhiz ve tekfin işlemlerini kemaliyle yerine getirerek onu kabrine kadar bizzat uğurlamıştır. Zira Selahaddin, el-Âdıd’ın kendisini Mısır’a vezir tayin ettiğini, itimadını ona emanet ettiğini ve Haçlılara karşı Mısır’ı müdafaa sancağını onun omuzlarına yüklediğini hatırından hiç çıkarmamıştır.”
Muharebe Meydanı Yerine Fikir Sahası
Selâhaddîn, Sünnîliğe sarsılmaz bir kanaatle bağlı bir Ehl-i Sünnet mensubuydu. Hatta mensup olduğu Şâfiî mezhebini diğer Sünnî fıkıh ekollerine tercih edecek derecede tarafgir bir tutuma sahipti. Bunun yanında ümmetin birliğine yürekten inanmaktaydı. Zafiyetine ve acziyetine rağmen İslam birliğinin sembolü konumundaki Bağdat merkezli Abbâsî hilafetine bağlı kalmaya azami ihtimam göstermekteydi. Buna mukabil Mısır’daki Fâtımîler kendi Şii inançlarına mutaassıp bir biçimde bağlıydılar. Onların bu itîkâdı, Müslümanların cumhûrunun benimsediği inanç esaslarına en uzak Şiilik tezahürü vasfını taşımaktaydı. Ümmetin doğuda kümelenen azgın Moğol dalgaları ve kuzey ile batıdan gelen yıkıcı Haçlı taarruzları karşısında tesanüde en çok muhtaç olduğu bir demde Bağdat’taki hilafet makamıyla kıyasıya bir rekabet yürütmekteydiler.
Selahaddin, aynı dinin mensupları arasındaki ihtilafların muharebe meydanında halledilmesinin imkânsızlığını idrak ederek meselenin fikrî sahada nihayete erdirilmesi gerektiğine kâni olmuştu. Asırlar boyunca birikip ne denli derinleşirse derinleşsin, fürû dairesini aşıp usûl sahasına ne kadar sirayet ederse etsin bu ayrılığın aynı hane içindeki bir ihtilaf vasfını koruduğunu gayet iyi bilmekteydi. Bu sebeple meseleye hüccet ve burhâna dayalı mütalaa usulü haricinde bir yöntemle yaklaşmayı kesinlikle isabetli bulmuyordu.
Bahsi geçen hikmet ve merhamet yüklü tasavvuruyla Selahaddin, İslam toplumunu Sünnîler ve Şiiler arasında cereyan edecek yıpratıcı bir mezhep savaşına sürüklemeksizin Mısır’ın çehresini tamamen değiştirmiştir. Ülkeyi Şii düşüncenin tahakküm ettiği bir devlet olmaktan çıkarıp Sünni fikriyatın hâkimiyet kurduğu bir yapıya kavuşturmuştur.
Onun takip ettiği bu yöntem, dönemin fikrî ve fıkhî atmosferini çatışma ve gürültüden uzak, rıfk ve sükûnet üzere değiştirme esasına dayanmaktaydı. Bu gayeyle Mısır, Şam ve Filistin bölgelerinde Sünnî düşünceyi ve fıkhı temsil eden çok sayıda medrese tesis etmiştir. Mısır’da kurulan Nâsıriyye, Kamhiyye ve Seyfiyye medreseleri ile Şam ve Kudüs’te aynı isimle faaliyet gösteren Salâhiyye medreseleri bu ilim müesseselerindendir.
O dönemde el-Camiu’l-Ezher, Fâtımî Devleti’nin en parlak nişanı, ideolojik merkezi ve en mühim ilmî başarısı vasfındaydı. Selahaddin, bu müesseseyi imha etmeye yahut riyasetini Fâtımîler ile onlara tabi fakîhlerin elinden cebren almaya tevessül etmedi. Bilakis, bu azametli kurumla münasebetinde hikmetli bir kuşatma stratejisi takip etti. Hükümranlık alameti ve meşruiyet senedi kabul edilen cuma hutbesini el-Camiu’l-Ezher’den Kahire’deki el-Camiu’l-Hâkimî’ye nakletti. Fâtımî zihniyetinin hâkim olduğu bu müesseseyi işlevsiz bırakarak eski nizamın dinî çevreleriyle açık bir çatışmaya girmeksizin meseleyi teenni ile halletti.
Mezhep Aidiyeti Üzerinden Yargılamadan Doğrudan Fiili Muahaze Etmek
Birtakım isyancılar Selâhaddîn’e karşı ayaklanıp ona suikast düzenlemeye ve Fâtımî otoritesini geri getirmeye teşebbüs ettiklerinde Haçlılarla irtibat kurmaya yeltendiler. Selâhaddîn, onlara karşı tavizsiz ve kararlı bir tutum sergiledi. Onları sahip oldukları inanç yahut zihniyet üzerinden yargılamaktan imtina ederek cezalandırma sürecinde tamamen fiili eylemlerini merkeze aldı.
Bugün bazılarının o döneme dair serdettiği salt mezhepçi okumanın hilafına, Selâhaddîn’e başkaldıranlar arasında kendi Şiiliğine mutaassıp derecede bağlı olan kimseler bulunduğu gibi kendi Sünnîliğinde fanatizme varan ölçüde taassup sahibi olanlar da mevcuttu.
İbnü’l-İmâd el-Hanbelî, Şezerâtü’z-Zeheb adlı eserinde yıkılan Fâtımî nizamını ihya etmek isteyen isyancılardan birinin fakih Umâre b. Ali el-Mezhicî olduğunu nakletmektedir. Bu şahsiyet Sünnîliğe eşine az rastlanır bir taassupla bağlı ve maharetli bir edipti. Fâtımî idaresi boyunca nüfuzunu korumayı başardı. Selâhaddîn başa geçince evvela ona medhiyeler yazdı. Akabinde ise gizli birtakım teşebbüslerde bulundu. Fâtımîlere derin bir asabiyetle bağlanıp onların devletini yeniden tesis etmek gayesiyle önde gelen şahsiyetlerle ittifak kurdu. Toplamda sekiz kişiden oluşan bu grubun ifsat faaliyetleri Selâhaddîn’e haber verilince Sultan ramazan ayında onları idam ettirdi. (İbnü’l-İmâd, Şezerâtü’z-zeheb fî ahbâri men zeheb, 6/387)
Fâtımî otoritesini ihyayı hedefleyen başkaca birçok isyan daha patlak verdi. Selahaddin bu kalkışmaları büyük bir kararlılık ve kuvvetle bastırdı. Lakin o, insanları mezhebi aidiyetlerine bakmaksızın doğrudan eylemleri üzerinden muahaze ediyordu. Şiileri, Şiiliklerinden yahut Sünnîleri Sünnîliklerinden ötürü asla cezalandırmadı. Bilakis, ümmeti muhafazadan ve onun harim-i ismetini müdafaadan aciz kalan, vahdeti ve bütünlüğü parçalayan yozlaşmış ve köhnemiş bir nizamı geri getirmek maksadıyla komplo kuranları bertaraf etti.
Bu fesatçılar arasında Mısır’daki nüfuzlarını yeniden tesis etmek uğruna, pusuda bekleyen Haçlılara el uzatan vicdan yoksunu Sünnîler ve Şiiler bulunmaktaydı. Selâhaddîn, fikre alternatif bir fikirle; fıkha rakip bir fıkıhla mukabele etti. Kılıca karşı da kılıçla durdu. İşte hakiki adalet ve hikmet tam olarak budur.
Bugüne ve Geleceğe Dair Çıkarılacak Dersler
Selahaddin Eyyûbî’nin Mısır’daki Fâtımî idarecileriyle ve Fâtımî Şii düşüncesiyle kurduğu münasebet, bugün Sünnîler ve Şiiler için muazzam dersler barındırmaktadır. Bu derslerin en mühimleri şu şekilde özetlenebilir:
Birincisi: Selâhaddîn, aynı dinin mensupları arasındaki velayet ve uhuvvet bağlarının, boyutu ne kadar büyürse büyüsün mezhebi ihtilaflarla asla koparılamayacağını selim fıtratıyla idrak etmiştir. Bu sebeple Sünnî veya Şii ayrımı gözetmeksizin Fâtımî devletinin vezirliğini deruhte etmiş ve onların sancağı altında Haçlılara kılıç çalmıştır. Zira onun mefkûresi topyekûn bir ümmeti felah ve selamete erdirmekti. Bu ülkü, Sünnîlik ve Şiilik münakaşalarının tamamından çok daha yüce bir makamdaydı.
İkincisi: Selahaddin, kendisine muhalif olan Fâtımîlere muamelesinde hikmet ve merhamet metodunu benimsemiştir. O, hikmet ve merhametten yoksun bir İslam telakkisinin hakikatsiz bir isimden ibaret kalacağını gayet iyi bilmekteydi. Bu şuuruyla hasta Fâtımî halifesine rikkat göstermiş, vefatı üzerine taziyeleri kabul etmiş ve geride bıraktığı evlatlarına ikramda bulunup onları himaye etme hususundaki vasiyetine sadakatle riayet etmiştir.
Üçüncüsü: Selahaddin, muhalif fikrin karşısına mukabil bir fikirle, askeri komploların karşısına ise keskin bir kılıçla çıkmıştır. Fikrî sapmaların ancak fikrin kuvvetiyle, cürümlerin ise hukukun gücüyle engellenebileceğini derinden kavramıştır. İslâm’a dair farklı bir anlayışı benimsediği yahut dini bütünüyle reddettiği gerekçesiyle bir insanın canına kıymak adalet ilkesiyle kesinlikle bağdaşmaz.
Dördüncüsü: Selahaddin, gerekli gördüğü fikrî değişimi tesis ederken rıfk ve tedricilik yolunu esas almıştır. Zira birtakım bidatlere bulaşmış muhalif Müslümanlara karşı sergilenecek kaba ve haşin bir itiraz üslubu, lütuf ve letafetten yoksun bir tavır, varılacak neticeleri ve doğacak semereleri hesaba katmayan bir yaklaşım, mevcut arızayı gidermekten yahut umulan maslahatı temin etmekten fersah fersah uzaktır. Böylesi katı bir tutum ancak yarayı derinleştirmeye ve tefrikayı büyütmeye yarar.
Beşincisi: Selahaddin, kuru tartışmaya meyleden biri olmaktan ziyade mutlak surette bir eylem ve icraat adamıydı. İhtilaflı meselelere dalıp kalmanın ve bu hususlar üzerinde uzun uzadıya durmanın bizzat mecali tüketmek anlamına geldiğini gayet iyi idrak etmişti. O, ümmeti içinde bulunduğu buhranlı durumdan kurtarmak maksadıyla hem harp meydanında hem de fikir sahasında müspet adımlar atarak amelî/pratik bir duruş sergiledi. Bütün mesaisini sahada harcadı ve gayretini ihtilaflı konulara veya teorik tartışmalara kurban etmekten titizlikle kaçındı.
Selahaddin Eyyûbî sahip olduğu bu hikmetli tasavvur ve asil ruh sayesinde adını ölümsüzler kafilesine yazdırmıştır. O, ümmetin evlatlarına karşı son derece merhametli ve onlara ziyadesiyle düşkün bir kumandandı. İnsanların fıkhî ve fikrî anlayışlarını ıslah etmeye gayret göstermiş; rıfk, mülâyemet, hikmet ve şefkatle kendi canını onların canlarına feda etmeye âmâde olmuştur. Cüz’î ihtilaflar onun küllî meseleleri hakkıyla idrak etmesinin yahut tıpkı bugün bizim tecrübe ettiğimiz gibi o gün ümmetin içinden geçtiği olağanüstü şartları kavramasının önüne kesinlikle geçememiştir.
Mezhep taassubunun bataklığına saplanıp kalanlar ve ümmetin mevcudiyetini tehdit eden mütecaviz dış düşmanlarla yüzleşmekten gafil düşenler, acaba bu ölümsüz kumandanın bıraktığı bu hikmet ve merhamet mirasından paylarına düşen dersi alacaklar mıdır?
 

breitling chronographe etanche 50m a68062 no 1111 price omega dark side of the moon copy uk replica watches steve mcqueen watch auction tag heuer carrera calibre 16 leather strap replica watches uk omega seamaster nato strap rado first copy watches in ahmedabad swiss replica watches hello rolex reviews rado tan boots fake watches
İLİMYURDU Yayıncılık ve Eğitim Hiz. Ltd. Şti.
Adres : Molla Gurani Mah. Akkoyunlu Sk.
            No: 36 Fındıkzade Fatih / İstanbul
Tel      : 0212 533 05 35
Mail    : info@yetkindusunce.com
Tüm Hakları İlim Yurdu Yayıncılık’a aittir. Kaynak belirtilmeden hiçbir içerik kopyalanamaz. | Tasarım & Yazılım: Dizayn Sanat